Bir şansım var… ama O’nu saklıyorum.
emrah | Eylül 26, 2007Kısa film çekebiliyor olmanın heyecanlandıran bir yanı var. En azından bunu kendimde hissediyorum. Ama bu bir yandanda tehlikeli bir duygu. Çünkü bir hevesle, çok çalışmadan elinize kamera alıp bu heyecanı yaşamak istiyorsunuz. Elbette parlak bir fikir size bu heyecana sürüklüyor. Ama telaşla yapılmış hiçbir iş içe sinmezken, sinema gibi her anı dikkatle takip edilen bir eser sizi anında yüzüstü bırakıyor. Sanırım hakkı da. Peki ben neden bunları anlatıyorum.
Hikaye burada başlıyor.
filmizi’nden arkadaşlarla çekmeyi denediğimiz hatta çektiğimiz bir kısa film var. “Kur”
“Kur” gerçektende bahsettiğim o parlak fikirlerden biri, sır dolu hikayesi, Sheakspeare tadında diyaloglarıyla dikkat çekici bir senaryoydu. Ama en büyük talihsizliğimiz, “hadi çekelim” demekle, “kayıt” dediğimiz anlar arasında sadece saatler vardı. Hazırlıksızdık ve “hakkettiğimiz” gibi tepe taklak olduk. İyikide olduk, çünkü “Kur”u çektiğimiz haliyle yayınlasaydık, yayınladığımız günden beri hala bize gülüyor olurdunuz.
Bu yüzden telaş yapmadan, senaryo aşamasından yayın anına kadar özenle çalışılacak bir film değilse o projeden uzak durun. Yapabileceğiniz en iyi şey, arşivlemek için senaryoyu yazmanızdır. İlerde size başka fikirler için kaynak olabilir.
Biliyorum, bir şansım var… ama O’nu saklıyorum, ve gerçek bir kısa film yaptığımda zaten anlayacağım vaktin geldiğini.
Sevgiler










Son Yorumlar